*-*
Kas 9, 2017
124 Okunma
Akçacızadelerin Köşkü (Bölüm 4) için yorumlar kapalı
0 1

Akçacızadelerin Köşkü (Bölüm 4)

Yazar :

Akçacızade Ailesinin köşkünde yaşam nasıl? Ya gaddar dedemiz Ekrem Akçacızade? Hadi bölüme dalıp bir göz atalım! 😎

Yaşlı adam, hastabakıcısının da yardımıyla cam kenarındaki koltuğuna geçip, yorgun gözlerini dışarıya çevirdi. Pencereden görünen manzara içini ferahlatamadı bir türlü. Artık, yavaş yavaş kıştan çıkılıyordu. Nisan ayının baharı müjdelemesine rağmen, dışarıda yağmur serpiştiriyordu.
İstinye sırtlarında, Boğaza nazır köşk, olağanüstü bir görselliğe sahipti. Gel gör ki; bu durum, Ekrem Beyin umurunda bile değildi. Yedi yıl önce, böyle bir günde, Suat’ın karısı olduğunu söyleyen o kadın, evlerine gelerek oğlunun ölüm haberini vermişti. Acıyla yumulan gözlerinin önünden mazi hızlıca geçti…

“Geçmişi geri almak mümkün mü?” diye düşündü. Öfkesi zamanla törpülenmişti; ancak, bir yanı hala kızgındı o kadına. Yüzünü bile görmediği bir torunu vardı. Zaman zaman, neye benzediğini merak ederken buluyordu kendisini. Ancak, kenara bırakamadığı gururu, onları aramasına engel oluyordu. Titreyen elleriyle gözlüğünü taktı, sehpadaki gazeteyi alarak okumaya başladı. Sayfayı çevirince, yeğeninin konuşurken çekilmiş fotoğrafıyla karşılaştı; okudukça gururlandı. Ah, ne vardı, Suat’ı da ayrılmasaydı onlardan! Her şey, ne kadar farklı olabilirdi halbuki…

“İnşallah sen böyle hatalar yapmazsın oğlum”, diye mırıldandı, gazetedeki yeğeninin gülen yüzüne bakarak. Tam bu sırada, sanki içine doğmuş gibi, aralık kapıdan Levent’in başı göründü.

“Müsaade var mı amca?”

Yaşlı adamın asık suratı, bir anda aydınlandı sanki, gülümsedi.

“Ne demek evladım! Her zaman! İçeri gel.”

Genç adam eve geleli çok olmamıştı. Acele bir duş alıp, üzerine rahat bir şeyler giyerek, amcasının alt kattaki odasına inmişti. Birkaç adımda yaşlı adamın yanına geldi, karşısındaki koltuğa oturdu.
Köşkün alt katı, salon ve mutfağın haricinde Ekrem Beye ayrılmıştı. Özel durumundan dolayı, bu düzenleme yaşlı adama büyük kolaylık sağlıyordu. İkinci kat, Cahide Hanım ve Mine’nin kullanımına bırakılmıştı. En üst kat, Levent’e aitti. Yatak odası dışında, mevcut iki odayı çalışma ve özel işleri için kullanıyordu. Bu katın dekorasyonu, tamamen genç adama aitti. Kata özel görevlendirdiği hizmetlisinin haricinde, annesinin bile dolaşmasını pek sevmezdi. Gerçi zaman zaman, bunaldığında Etiler’deki evinde kalıyordu. Cahide Hanım çok merak etmesine rağmen, oraya daha ayak basamamıştı. Oğlunun, özel arkadaşlarını orada ağırladığını bilemeyecek kadar saf değildi. Bekar, genç bir erkek için bu, normal bir durumdu.

“Fazla görüşemiyoruz amcacığım, işlerin yoğunluğu malum… Nasılsın, iyi misin?”

“İyiyim evladım, sağol. Asıl, sen nasılsın? Şimdi gazetede seninle ilgili haberleri okuyordum. Aferin be çocuğum! Seninle ne kadar övünsem azdır. Ender de bugünleri görebilseydi…”

Yaşlı adamın sesi derin bir üzüntüyle dolmuştu. Yaşaran gözlerini yeğeninden kaçırdı. İhtiyarlık, insanı böyle duygusallaştırıyordu işte. İkisi de sessizce durdular bir an, sonra Levent uzanıp, amcasının elini tuttu.

“Ankara’ya uçacağım birazdan. Biliyorsun, şu ihale işiyle uğraşıyoruz. Kızlar sana emanet. Yaşlı olan biraz cadıdır, sabır amca bey…” dedi şakacı bir tavırla. Genç adam, Ekrem Beyi ender güldürebilen kişilerdendi.

“Gözün arkada kalmasın, işlerini hayırlısıyla halledip gel çocuğum.”

Levent amcasının elini öpüp, oturduğu yerden kalktı; kapıdan çıkarken, yaşlı adam tekrar gazetesine eğilmişti. Mutfağa doğru yöneldi, içeriden Mine’nin neşeli sesi geliyordu. Kapıyı açarak, eşikte durdu bir an. Genç kız masanın üzerine oturmuş, bir yandan ayaklarını sallarken, bir yandan da kulağında telefon, heyecanla karşısındakine bir şeyler anlatıyordu.

“Yeminle öyle söyledi! Neden uydurayım kızım ya…” Sözünün burasında durakladı, Levent’i görmüştü. Adam, tenkit eder şekilde parmağını salladı kıza.
Abisi gibi koyu saçları vardı, dalgalar halinde omuzlarından aşağı düşüyordu; koyu kahverengi, iri gözleri uzun kirpiklerle çevrelenmişti. Her zaman muzır bakan gözleri, yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuk gibi bakıyordu.

“Kapat telefonu! Şu yelloz Filiz mi o? Çabuk!” Sinir oluyordu o yılışık kıza.

“Filiz’ciğim, baltazar geldi. Kapatıyorum şekerim, sonra görüşürüz.”

Hızlıca masadan yere atlayan genç kız, omuzlarını dikleştirerek baktı. Parmak uçlarında yükselmesine rağmen, bir boy aşağıdan bakıyordu. Onun cüssesine bakmayıp böyle diklenmesi komiğine gitti genç adamın. Hayatta karşı koyamadığı tek kişi, bu bücürdü işte…
“Bak! Bu hafta sınavların başlıyor, biliyorum. Dışarı çıkmak yok, oturup çalışacaksın. O okul, bu sene de bitmezse seni, fabrikalardan birinde paketleme işine veriyorum, ona göre!”

“Emredersiniz baltazar hazretleri!”

Sevimli bir şekilde zıplayıp, abisini yanağından öptü, gülerek mutfaktan çıktı. Köşkün yemek işlerine bakan Fadime Hanım, Levent’i mutfakta görünce telaşlandı.

“Beyim, şimdi hazırlıyorum sofrayı.”

“Akşama kalmayacağım Fadime Hanım. Mutfağa bir şeyler hazırla, hemen yiyip çıkacağım.”

Yılların emektarı, mutfaktaki masaya, hızlıca yemeği hazırladı. Başına bağladığı tülbenti, üzerindeki sade elbisesiyle mutfakta dört dönüyordu. Eşi Veli, bahçe işlerine bakarken, mutfak işleri ona emanet edilmişti. Evdeki diğer iki hizmetçiye de refakat ediyor, bir nevi köşkün kahyalığını yapıyordu. Cahide Hanım, günlük yemek listesinden başka bir şeye karışmıyordu, tabi sık sık zavallı çalışanları azarlamayı işten saymazsak…

Makale Kategori
İpek Böceği
http://www.mirayelkenci.com

Aşka aşık olanlar, imkansızı sevenler sayfama hoş geldiniz. Yeşilçam tadında hikayeler, günümüz versiyonuyla nasıl olur diyorsanız, buyurun okumaya... 💃

Comments are closed.