*-*
Kas 2, 2017
185 Okunma
Ali Tekin Giritli (Bölüm 1) için yorumlar kapalı
3 0

Ali Tekin Giritli (Bölüm 1)

Yazar :

“Beth Hart- Caught Out In The Rain”, dinleyin derim okurken…

 


New York, Manhattan, saat 02.15

 

Soğuk, yağmurlu bir mart gecesi; yıldırımlar kollarını açmış, dışarılarda bir yerlere ellerini uzatırken, parıldayan zik zaklı şekiller yarı karanlığa gömülmüş şehri aydınlatıyordu. Puslu, insanı titreten havaya inat, One Medison’daki lüks rezidansın, bu alabildiğine geniş, ferah dairesinde yaşama sevinci veren bir ılıklık hakimdi. Apliklerin aydınlattığı loş yatakta birbirine dolanmış çıplak iki vücut, tatlı bir rehavet içindeydi. Kadın, yavaşça başını kaldırarak; o çok sevdiği, hafif tüylerle kaplı, geniş göğsü minik dokunuşlarla öpmeye başladı; ancak sarıldığı beden pek de uyanmaya istekli değildi. Bu, sarışını durdurmadı; genizden gelen kısık, hoş bir kıkırdamayla, ağzını göğüs uçlarına kapayıp diliyle oyunlar oynamaya girişti. Gerçekten de, bu hareket etkili olmuş, adam bir anda hareketlenerek, göğsündeki kadını tek hamlede yukarı çekerek iştahlı bir şekilde öpmeye başlamıştı. Bu sırada elleri de boş durmayarak, üzerindeki bedenin her bir ayrıntısını keşfetmeye girişmişti. Uzun, soluksuz öpüşmenin ardından, kadın dudaklarını hızlıca erkeğin göğsünden, karnına, oradan da daha aşağılara kaydırmıştı ki, yan tarafta bulunan komodinin üzerindeki telefon titreyerek çalmaya başladı.

 

“Off, damn it!” *

 

Yataktaki adam, küfrederek memnuniyetsiz bir şekilde yan tarafa uzanıp telefonu aldı; arayan numarayı görünce, kaşları çatılarak ekranı kaydırıp kulağına götürdü.

 

“Abi?” Derinlerden gelen, boğuk, hoş bir tonu vardı sesinin, bu arada yatakta hafifçe doğrulmaya çalışarak dudakları bedeninde gezinen kadını engellemeye çalıştı.

 

“Tekin, saat geç biliyorum ama; Gökhan Amcam aradı az önce…”

 

Şimdi, iri yarı adam, yatakta tamamen doğrulmuş, sarışının başını tek hamlede karnında zapetmişti. Telefonu kapatarak eğildi; “Honey… Please, allow me!” dedi, sesi sertleşmişti. *

 

Kadın, bu ricayı anlamak istemedi; hafif aksanlı bir sesle; “Ali…” dedi. Ancak, adamın tahammülü kalmamıştı, kadını, çarşaflarla birlikte üzerinden atarak çıplak bir şekilde yataktan çıktı. Kulağında telefon, karşısındaki sesin söylediklerini dinlerken, zeminden tavana kadar uzanan cama doğru yürüdü.

 

“Babamın durumu iyi değilmiş, hastaneye kaldırmışlar bugün, yoğun bakımdaymış. Amcam, gelseniz iyi olur, dedi.”

 

Bir an, duyduğu haberle sarsıldı adam, ne hissedeceğini, ne düşüneceğini bilemiyordu doğrusu; sevinmese mi, üzülse mi karar veremedi. İstemsizce gözlerini yumdu, sert hatlı ağzı sıkılmaktan ince bir çizgi haline gelmişti.

 

“Ali Tekin… Orada mısın?” Karşıdaki adamın sesinden, sabırsız olduğu anlaşılıyordu. Faruk, genelde ya sinirlendiği, ya da önemli bir şey söyleyeceği zaman “Ali Tekin” derdi ona.

 

“Buradayım abi, devam et sen…”

 

“Ben, birazdan yola çıkıyorum; şansıma bir uçuş yakaladım; sen de kendini ayarlayıp gel!”

 

“Ama…” İtiraz etmek üzere ağzını açmıştı, ancak karşısındaki adamın sesi buna imkan bırakmadı.

 

“Ali Tekin! Aması falan yok, geliyorsun oğlum! Ölümün telafisi mi var, bırak şu inadı artık… Abin olarak, ben istiyorum bunu senden.”

 

Genç adam, karşısındaki sesin buyurganlığı karşısında teslim olarak, “Peki abi, geliyorum… Haberleşiriz”, dedi, iri yarı bedeninden beklenmeyen bir uysallıkla. Telefonu kapattığı halde, camın önünden çekilmemiş, şehrin ışıltısına dalıp gitmişti. “Demek, Mazhar Giritli de yolun sonuna geldi, öyle mi? Ölüm, eninde sonunda herkesi kucaklıyor işte!” diye düşündü. Sonra, gözlerinin önüne silik bir fotoğraf gibi başka bir hayal geldi; masum, acı dolu gözlerle kendisine bakıyordu; annesi! “Tekin, yavrum…” diyen o tatlı ses, bir an kulağının dibinde kendisine seslenir gibi oldu; titredi.

 

“Ali… Come on baby!”

 

Gözlerinin önündeki, o güzel, naif hayal bir anda yataktaki kadının seslenmesiyle tuz buz oldu; biraz da, mutluluk veren o hayalden kopmanın etkisiyle genç adam, dönerek sert bir sesle; “Jess, please, have to go…” dedi.

 

Şimdi, camdan uzaklaşmış, bir doksanlık boyuna rağmen, bir panter zerafetiyle, çevik adımlarla banyoya doğru gidiyordu.

 

Sarışın kadın, derin bir iç çekişle gerisin geriye kendisini yatağa bıraktı; adamın kaslı, atletik vücudunu hayran bakışlarla takip etti. Kesinlikle, şu ana kadar birlikte olduğu en etkileyici erkekti; sadece fiziki özellikleri değil, kişiliği ve zekasıyla da mükemmeldi. Bir ömür birlikte olmak isteyeceği, gece gündüz varlığından zevk alacağı bir erkek… Bir an, böyle düşünen tek kadın olmadığı geldi aklına; çevresindeki arkadaşları bile adamın etrafında pervane olmuyor muydu? İstemsizce, oflayarak gözlerini kapadı.

 

Genç adam, duşa girmiş, bedeniyle birlikte düşüncelerini de akan ılık suya bırakmıştı. Bir elini, gri siyah ağırlıklı, minik mozaik taşlarıyla süslenmiş duvara dayamış, gözlerini kapayarak hatıralara dalmıştı. Geçmişin acı veren anılarıyla, keskin hatlı, yakışıklı yüzü gerilmiş, kıpırdamadan, tunçtan bir heykel gibi duruyordu. Bir zaman sonra, silkinip kendisine geldi; üstünden süzülen damlalara aldırmadan suyu kapatıp çıktı. Beline sardığı havluyla, aynanın karşısına geçip çenesinde hafif gamzesi olan, açık kumral adama baktı. Elleriyle, saçlarını geriye doğru sıvazlayıp derin bir iç çekti; her zaman berrrak bir deniz maviliğinde bakan, ışıltılı gözleri, sıkıntı veren düşüncelerinin de etkisiyle, koyulaşarak fırtınalı bir okyanusa dönmüştü.

 

“Demek gidiyorsun Mazhar Bey, bakalım öbür tarafta seni karşılayanlara ne söyleyeceksin?” dedi, biraz alay, biraz acı dolu bir sesle. Daha fazla düşünmek istemiyormuşçasına, aynaya arkasını dönerek, hızla banyodan çıktı.

 

 

* Damn it : Kahretsin
* Allow me: İzin ver
* Have to go : Gitmem gerek

 

Ali Tekin Giritli… Kimdir, nasıl birisidir? Merak unsuru doğrusu… İlerleyen bölümlere bakalım ve öğrenelim değil mi? 😊


                                                
Makale Etiketleri:
Makale Kategori
Rüyamsın
http://www.mirayelkenci.com

Aşka aşık olanlar, imkansızı sevenler sayfama hoş geldiniz. Yeşilçam tadında hikayeler, günümüz versiyonuyla nasıl olur diyorsanız, buyurun okumaya... 💃

Comments are closed.