*-*
Kas 18, 2017
114 Okunma
İpek’in Kırılan Gururu (Bölüm 12) için yorumlar kapalı
0 0

İpek’in Kırılan Gururu (Bölüm 12)

Yazar :

Karanlık odada uyudu, uyandı; arada kitap okudu, düşündü, düşündü… Getirilen yemeklere pek elini sürmedi, “su bana yeter”, dedi. Bir an oldu, zaman mekan kavramı hafiften gitti geldi; dört duvar hapishaneye çevrildi. Kimsenin yanına gelmemesinden, Levent Akçacızade’nin, evin tek otoritesi olduğunu anladı. Bu anlayışla, içi daha da sıkıldı. Son gün, hizmetçi kız gelip, “beyefendi sizi çağırıyor İpek Hanım” dediğinde, çağrıldığına sevinir hale gelmişti.

İpek, o günlere dönüp baktığında, kalbi hala hüzünle doluyordu. Daha dün gibi, dedesinin yarı nasihat, yarı azar ve en sonunda emirleri altında ikna olarak, O’ndan özür dileyişini hatırlıyordu.
Dişlerini sıkarak, ürkek bir şekilde salona girmişti. Genç adam, köşedeki masanın önünde, dışarıyı seyrediyordu. Kızın gelişini fark etmesine rağmen, bir müddet dönmemiş, onu öylece bekletmişti. En sonunda döndüğünde, yüzünde sert bir ifade vardı.

“Evet, düşündünüz mü İpek Hanım?”
Sesi de bakışları gibiydi, tavizsiz… Kız, acıyla yutkundu; kimsesizliğin, güçsüzlüğün ona yaptırdıklarına, kırılan gururuna hayıflandı için için…

“Ben…” dedi sönük, zor duyulan bir sesle. “Özür dilerim.”

“Efendim? Duyamadım, ne dedin?”
Adam yürüyerek önüne kadar gelmiş, elleri cebinde heykel gibi dikiliyordu. İpek, başı önüne eğik, ağlamasını zor tutuyordu artık. Genç adam, ellerini cebinden çıkardı, uzanıp kızın çenesinden tutup, kendisine kaldırdı. Onun, dolu dolu olan gözlerini görünce, o lacivert kuyulardan içeri düşer gibi oldu. Artık damlalar taşmış, sessizce kızın yanaklarına süzülmeye başlamıştı.
Kadınların ağlamasından nefret ederdi; ama bu yaratığın ağlaması bile bir başkaydı. Başparmağı ile çıkık elmacık kemiklerine düşen damlaları sildi, farkında olmadan…
Adamın, çenesini tutmasına karşı koyamamıştı genç kız; parmaklarının tenini okşarcasına temasıyla irkildi. Yaşadığı garip elektriklenmeye anlam veremedi, dolgun dudaklarını sıkarak ona baktı; öfkeyle çenesindeki eli tutup çekti.
“Lütfen!” diyerek, bir adım geri çekildi; sanki karşısındaki bir tehditmiş gibi… Boğazını temizledi, sesini yükselterek; “Özür dilerim Levent Bey! Söylediğim şeyler çok yanlıştı, sizi kırdıysam çok üzgünüm”, dedi. Şimdi göz gözeydiler!Genç kızın ağzı özür diliyordu, ama gözleri… Onlar, “Senden, kendi isteğimle asla özür dilemeyeceğim, asla!” diye haykırıyordu. Erkeğin yeşil hareli gözleri alevlendi bir anda; bu küçük cadı er veya geç, bu evde kimin sözünün geçtiğini anlayacaktı.

“Özrün kabul edildi, şimdilik! Bir daha tekrar ederse, bu kadar merhametli olmayacağım bilesin…” dedi sert bir sesle.

Kızcağız yüzünü yere eğdi, “Çıkabilir miyim?” diye sordu.
Genç adam bir an, kahve kızılı saçları yele gibi arkaya toplanmış, eski, soluk kıyafetler içindeki, üflesen uçacakmış gibi duran kıza baktı. Bu hırpani giysiler içindeki kızda, kendisini garip şekilde etkileyen, rüyalarındaki o muhteşem yaratığı çağrıştıran şey neydi?” Bulamadı…
“Çıkabilirsin” dedi, duygularını açığa vurmayan bir sesle.

Genç kızın çıkışıyla, oda sanki soğumuş gibi geldi adama. Pencerenin kenarındaki koltuğa attı kendisini; dalgın bir şekilde dışarıyı izlerken, içindeki bu karmaşaya bir anlam vermeye çalıştı.

Makale Kategori
İpek Böceği

Comments are closed.