*-*
Kas 18, 2017
121 Okunma
Ne Fenasın Cahide! (Bölüm 14) için yorumlar kapalı
0 0

Ne Fenasın Cahide! (Bölüm 14)

Yazar :

Kış yavaş yavaş biterken, ağaçların uçlarından kendisini gösteren yeşillikler baharın habercisi gibiydi. Cahide Hanımı tatlı bir telaş sarmıştı. Her sene, bu zamanlarda oğlunun doğum günü organizasyonu için hazırlıklara başlardı. Gerçi daha bir aydan fazla bir zaman vardı; ancak, gösterişi seven kadın için bu, etrafa hava atmak için bir fırsattı.

Uzun süre, bu seneki kutlamayı nerede yapacağını düşündü. En sonunda Sait Halim Paşa Yalısında karar kıldı. Levent’in karşı çıkacağını, kızacağını, adı gibi biliyordu. En iyisi, her zaman yaptığı gibi son ana kadar saklamaktı. Genç adam, annesinin hala kendisine bir çocuk gibi davranmasına kızıyordu; hele hele böyle şaşalı kutlamalardan ölesiye nefret ediyordu. Ancak, yaşlı kadının senede bir yaptığı bu oldu bittiye de, onun kalbini kırmamak adına bir şey diyemiyordu.

Cahide Hanım kendi çapında bu işlerle meşgulken, Levent de Romanya’da, yeni kurulan finans kurumunun işleriyle uğraşıyordu. Gideli neredeyse yirmi günü geçmişti. Hemen hemen her gün amcasını arıyor, yürüttükleri işler hakkında yaşlı kurtla fikir alış verişinde bulunuyordu. Annesi, amca yeğenin arasından su sızmamasına alışkındı zaten. Tek şikayeti, kendisini istediği kadar sık aramamasıydı.
İpek de okuluna iyice yoğunlaşmış, zor geçen sınav döneminden sonra biraz rahatlamıştı. İlk dönem dersleri iyiydi, hepsini vermişti. Derslerinin haricinde, İngilizceye yoğunlaşmıştı; kendisini, en çok eksik hissettiği konu buydu. Kolejden gelen arkadaşlarının yanında, bu açığını fazlasıyla hissediyor; telafi etmek için evde var gücüyle çalışıyordu. Levent’in yokluğunu, köşkte belki de en fazla hisseden oydu. Yemek masasında, onun yarı alaylı, yarı sert bakışlarını arıyordu. Yaşadığı o gerginlik, tatlı sert kalp çarpıntıları son bulmuştu. Aslında memnun olmalıydı, ama nedensiz bir eksiklik yaşıyordu.

O günlerde, Cahide Hanım koşturmacaları esnasında, yaptığı ayarlamalardan birinde aksilik yaşadı. Organizasyon şirketi, sipariş edilen çiçeklerin rengini yanlış anlamış; durum ortaya çıkınca da bir ton fırça yemişlerdi. Yaşlı kadın, telefonda karşısındakini azarlarken salondan antreye doğru yürüyordu. Dikkatini, gittiği yerden çok, telefonda konuştuğu kişiye vermişti. İpek de odasından çıkmış, elinde çantası çıkışa yönelmişti. Genç kız durmuş, çantasının fermuarını açmaya çalışırken, dosdoğru üzerine gelen Cahide Hanımla çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle, yaşlı kadının elindeki telefonla İpek’in çantası yere fırlamıştı. Bu durum, yaşlı kadını delirtmeye yetmişti.

“Bu ne dikkatsizlik canım! Bıktım senden! Bakar kör müsün, nesin!”

İpek, kulaklarına kadar kızarmış, tepesinde dikilen Cahide Hanımın söylenmelerinin bitmesini bekliyordu. Bu esnada, Mine, olayın üzerine denk geldi. Annesi, arkası dönük olduğu için onu görmüyor, kızcağıza ağzına geleni sayıyordu. Merdivenlerde durup, dinledi biraz.
Yaşlı kadın; “Senin gibi birisi için, ne gereksiz bir lütuf bizimle yaşamak! Elimde olsa, şimdi kapının önündeydin…” diyordu.

Daha fazla tepkisiz duramadı; annesinin haksız hakaretlerine artık dayanamıyordu, atıldı. “Anne, fazla olmuyor musun?”
Cahide Hanım arkasını döndü, merdivenlerde dikilen kızına baktı. “Sen karışma Mine!” dedi.

“Hayır efendim! Karışacağım, yeter artık!” Yürüyerek annesinin yanına gelmiş; duyduğu hakaretlerle yüzü sararmış, yaprak gibi titreyen kızcağızı kolundan tutarak, yanına çekmişti.

“Bilerek sana çarpmadı herhalde; niye bu kadar büyütüyorsun, anlamıyorum?”
İpek’i kolundan tutup, kendi odasına doğru çıkarırken, annesinin; “Mine! Buraya gel”, diyen sesine şöyle bir dönüp baktı. “Geleceğim anneciğim, sabret; biraz sonra…” dedi. İçinden de, dişlerini sıkarak, “Görürsün sen!” diye söyleniyordu.

İpek, gözyaşlarını içine akıtmayı uzun süre önce öğrenmişti. Sessizce, Mine ablasının yanına, yatağa oturdu.
“İpek’ciğim, annemin huyu böyle; sana değil şekerim. Sen, ona takılıp, üzülme e mi? Ne de olsa yaşlı, inatçı bir kadın; aldırma, olur mu?” Bunları söylerken, kıza sarılmış, yanağını yanağına dayamıştı.
İpek, gülümsedi. Mine ablasının güzel kalbine hayrandı. “Ben üzülmüyorum ablacım, asıl sen takma. Benim durumumda olan bir insan böyle durumlara alışmalı, değil mi?”

“Böyle durumlara derken, İpek’ciğim?” Bunu sorarken Mine’nin bir kaşı merakla yukarı kalkmıştı.

Ne cevap vereceğini bilemedi bir an kız, sonra kafasındakini açıkça söyledi. “Benim gibi yardıma ihtiyacı olan, zor durumdaki bir insan; maalesef, bazen böyle sözlere sessiz kalmak zorundadır ablacım”.
Kızın bu içli, durumu kabullenmiş cevabı Mine’yi isyan ettirdi. “Senin durumunda biri ne demek İpek? Sakın, sakın! Bu düşünceleri derhal aklından sil! Ne kadar yanlış! Sen, Ekrem Akçacızade’nin torunu, İpek Akçacızade’sin! Ben neysem, sen O’sun; birbirimizden hiçbir farkımız yok, anlıyor musun?”

Cahide Hanımın hakaretleriyle sarsılan kız, onun sözleriyle teselli olmuş, kendisine gelmişti. “Haklısın, ama bunlara karşı çıkmak benim için çok zor. Bu evdeki durumumu göz önüne alınca hele! Beni anla ablacım”, dedi.

İpek okula gitmek için çıkınca, Mine de aklındakini uygulamaya koymak için amcasının odasına yollandı.
Ekrem Bey, odasındaki koltuğuna uzanmış, televizyon izliyordu. Kapı vurulunca, hafifçe yerinde doğruldu; “Gir”, diye seslendi. Kapıdan kafasını uzatan Mine’yi görünce, “Gel yavrum, gel benim deli fişeğim”, dedi. Kız yüzünde sevimli bir ifade, ceylan gibi sekerek içeri girdi; kanepeye, amcasının yanına oturdu.

“Nasılsın amcacığım?” diyerek, eğilip yaşlı adama sarılmış, yanağına bir öpücük kondurmuştu.

“İyiyim evladım, sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim. Seninle ne zamandır sohbet edemiyorduk, az laflarız diye geldim.”

“İyi yapmışsın kızım, yardım et de oturayım.”

Mine, yaşlı adamın doğrulup oturmasına yardımcı oldu; sonra cam kenarındaki koltuğu onun karşısına çekerek oturdu. Biraz hoşbeşten sonra, kız asıl konuya geldi.

“Amcacığım, ben İpek’i çok sevdim…”

Sözünün burasında, nasıl devam edeceğini düşünerek, durakladı. “O, bizim gibi değil; çocukluğundan beri çok zor şeyler yaşamış”.
Bu sözler üzerine, Ekrem Beyin yüzü üzüntüyle düşmüş, hafif bir şekilde bakışlarını yeğeninden kaçırmıştı. Tekrar Mine’ye döndüğünde, o kahverengi gözlerde hiç görmediği bir keder ve pişmanlık vardı.

“Bazen, insanlar çok bildiğini sanıyor evladım… Hani derler ya, çok bilen çok yanılır diye; işte, bu amcanın durumu da aynen öyle oldu.” Sesi, hatıraların verdiği ağırlıkla yüklenmişti, devam etti.

“İpek, hepimizin hatalarının kurbanı oldu; zavallı çocuğum! O kadar da asil bir ruhu var ki küçüğümün, bazen çok kızıyorum kendime… Geçmişi telafi edebilmek için yapabileceğim tek şey, bundan sonraki günlerinin güzel olmasını sağlamak.”

Mine uzandı, amcasının elini tuttu, “Haklısın amca”, dedi.
Hafif bir duraksamadan sonra, annesinin ilk andan itibaren İpek’e takındığı tavırdan başlayarak, her şeyi anlattı. Kızcağıza, hizmetliler için ayrılan odanın verilmesi dahil, hiçbir şeyi saklamamıştı.

“İşte böyle amcacığım! Bunları bil, ona göre davran istedim. Annemi yola getirebilecek tek insan sensin” dedi. İçinden de, “Abimden sonra… Ama, onun da umurunda olmaz bu durum”, diye geçirdi.

Ekrem Bey, duyduklarının ağırlığıyla bir an sarsıldı. Torunu, kendi hatalarının bedelini ödemeye devam ediyordu. Bunu, en kısa sürede düzeltmeliydi, ama nasıl? Öfkeyle dolmuştu.

“İyi yaptın kızım, sağolasın! Cahide’yle en kısa sürede konuşacağım”, dedi yaşlı adam kızgın bir şekilde.
En sonunda, amcasının yanından ayrılırken içi rahatlamıştı, doğru olanı yaptığına inanıyordu. Annesi artık, zavallı kıza kafasına göre davranamayacaktı.

İpek, okuldan döndüğünde, odasının boşalmış olduğunu görünce çok şaşırdı. Koşarak mutfağa, Fadime teyzesinin yanına gitti. Yoksa buradan gönderiliyor muydu? Cahide Hanım kendisine çok kızmış ve dedesine şikayet mi etmişti acaba? “Ne yaparım Allahım, nereye giderim?” diye düşündü çaresizce. Genç kız mutfağa girdiğinde, emektar Fadime evyede sebze yıkıyordu.
“Fadime Teyze, eşyalarım nereye gitti? Odam boşaltılmış…” diye sordu telaşlı bir sesle.
Yaşlı kadın suyu kapatıp, İpek’e döndü. “Bey, odanın yukarıya taşınmasını emretti kızım.”

“Dedem mi?” diye sordu İpek inanmaz bir sesle.

“Evet yavrum! Senin aşağıda kaldığından haberi yokmuş, kıyamet koptu bugün burada, bir görseydin… Cahide Hanımı çok azarladı. Aman çok iyi etti valla, ağzına sağlık!” Bunları söylerken, yaşlı kadın neredeyse kahkaha atacak kadar keyiflenmişti. İpek, şaşkınlıkla ona bakakaldı.

“Nasıl? Dedem, Cahide Hanıma mı kızdı benim yüzümden? Aman Allahım, bu bir felaket!” dedi korkuyla kız. Yaşlı kadınla bundan sonra yaşayacaklarını düşünmek bile istemiyordu. Aklına gelen düşünceyle, bir an durdu. Bu durumdan, dedesinin nasıl haberi olmuştu acaba? Cevabı bulmak zor olmadı; Mine ablası! Onun, annesini azarlayan hali geldi gözünün önüne, ister istemez güldü.
Hizmetçi, genç kıza, ikinci kata taşınan odasını gösterdikten sonra aşağı inmişti. İpek, önce ne yapacağını bilemez bir şekilde, koca odanın ortasında kalmıştı. Burası, eski odasının belki beş altı katı büyüklüğündeydi. Ama her şeyden önemlisi, arka bahçeye bakan, kocaman bir penceresi vardı. Koşturarak cama gitti, perdeyi çekip özlemle dışarıya baktı. Yaşasın! Artık, odasında güneşi görebilecek, karanlığa mahkum olmayacaktı. Arkada duvara monte edilmiş, koca gardrobun kapağını açıp baktı, bütün kıyafetleri tek tek asılmıştı.
Kitaplarını, masanın arkasındaki kitaplığa özenle yerleştirdi. O akşamki çalışmasını daha bir şevkle, özenle yaptı. Yemeğe, biraz tedirgin bir şekilde indi. Salonda, dedesini ve Mine’yi görünce rahatladı. Cahide Hanım henüz gelmemişti. İpek’i gören yaşlı adam, sıcak bir şekilde seslendi; “Gel çocuğum. Nasıl yeni odanı beğendin mi?”

“Evet, efendim çok teşekkür ederim.”

Bu sırada, salondan içeri Cahide Hanım girdi; suratı sirke satıyordu. Onu gören Ekrem Bey; “Yengen odaları şaşırmış çocuğum, Allahtan fark etti de bugün değiştirdi” dedi.
Bu kinayeli sözler üzerine, yaşlı kadın mecburen İpek’e baktı. “Evet, bir yanlışlık olmuş kızım”, dedi. Cahide Hanımın gözlerindeki öfke, bir an kızın içini ürpertti, farkında olmadan dedesine doğru yanaştı.

Gündüz öğrendiklerinden sonra; Ekrem Bey, Cahide Hanımla çok ağır bir şekilde konuşmuştu. Ancak, yaşlı kadının İpek’e bakışlarını görünce, yaptığı konuşmanın yeterli gelmediğini anladı. Aynı zamanda, yapacağı hiçbir konuşmanın da, gelecekte torununu koruyamayacağını fark etti. Bu farkındalık, yaşlı adamı başka endişelere sevk etti. Bütün gece düşündü, düşündü… Duyduğu endişe; tüm aileye, hiç hesapta olmayan kader rotaları belirlemesine yol açacaktı.

Makale Kategori
İpek Böceği

Comments are closed.