*-*
Kas 18, 2017
158 Okunma
Ne Yaptın Sen Levent? (Bölüm 20) için yorumlar kapalı
1 0

Ne Yaptın Sen Levent? (Bölüm 20)

Yazar :

Güzel bir pazar sabahıydı; dışarıda cıvıldayan kuşlar, var güçleriyle baharı haykırıyordu. Akşamdan kalma bir şekilde yataktan kalkan Mine, banyodan sonra pencerenin önünde durmuş, dalgın dalgın önündeki manzarayı izliyordu. Masanın üzerine koyduğu telefonu, titreyerek kendisini yere atınca ayıldı. Anlaşılan, akşam sessizde unutmuştu. Yürüyüp, yerdeki telefonu aldı, baktı; arayan Filiz’di.
“Allah Allah!”

Sabahın bu saatinde, bu kız, onu niye arardı? Böylesine acil olan ne vardı? Gerçi saat on olmuştu, ama yeni kalkan Mine için çok erkendi; telefonu açtı.

“Alo, Filiz? Hayırdır kızım sabah sabah? Rüyanda beni mi gördün?” Sesi, yeni uyanmanın da etkisiyle çatallanmıştı.

“Günaydın uykucu! Kızım, ortalık yıkılıyor; senin haberin yok mu?”
Mine’nin kaşları merakla yukarı kalktı. “Allah Allah! Ne oldu ya? En son, ayrıldığımızda gece ikiydi; o saatten sonra, bu kadar önemli ne olabilir?”

“Valla, o saatten sonra ne olduğunu bilemem… Ama öncesi için interneti aç da bak; senin ufaklık az değilmiş!”
“Benim ufaklık kim? Açık konuş be yavrum! Anlamıyorum…” Hafiften kızmaya başlamıştı.

“Senin İpek… Meğer ne yere bakan, yürek yakanmış! Ama, abinin de hakkını vermek lazım.” dedi karşısındaki kız, hafif bir kahkaha atarak.

“Filiz! Kötü konuşturma beni, ne diyorsun sen? Ağzından çıkanı kulağın duysun!” dedi, sinirlerine hakim olamamış, telefonu hırsla yüzüne kapatmıştı.

Bu ne demekti şimdi? Filiz, durup dururken bunları neden söylemişti? Aceleyle, masanın üzerindeki tabletini açıp, internette arama yaptırdı; karşısına çıkan fotoğraflarla bir an, ne olduğunu şaşırdı. Magazin haber sitelerinde abisi ve İpek’in, çok samimi fotoğrafları boy boy verilmişti. Çiftin öpüşen fotoğrafının altına, koca puntolarla; “Akçacızadelerin iki veliahtı aşk yaşıyor!” yazmışlardı. Mine, hızla haberin geriye kalanını okudu. “Ekrem Beyin, yeni ortaya çıkan torunu İpek Akçacızade eşsiz bir güzel. Ancak, İstanbul sosyetesinin bekar erkekleri boşuna heyecanlanmasın. Çünkü, Levent Akçacızade bunu çoktan farketmiş görünüyor. Çift ne zamandır aşk yaşıyor acaba? Düğün yakın mı, ne dersiniz?”
Daha fazla okuyamadı kız; “Ah abi! Ne yaptın sen?” dedi öfkeyle. “Zavallı İpek! Ne duruma düşürdün kızı… Ya annem? Aman Allahım! İnşallah haberi olmamıştır; kızı parçalar valla!”

Yaşanan olayda, kıza en ufak bir kabahat bulamamıştı doğrusu… İpek; saf, deneyimsiz, gencecikti; bu kadar yakışıklı, karizmatik bir erkekten etkilenmesi normaldi. Ama ya abisi! Kadın erkek ilişkilerinde tecrübeli, etrafındaki hayran dişi sürüsüne aldırış etmeyen adam, bu taraklarda bezi olmayan kıza, bunu nasıl yapardı? Dişlerini sıktı sinirle, “Her kuşun eti yenilmez Levent Akçacızade; şimdi, şapa oturdun sevgili abicim!” dedi.
Apar topar, İpek’in odasına koşturdu. Kapıyı vurup, başını uzattı. Genç kız, masada oturmuş bir şeyler çiziyordu. Ders mi çalışıyordu? Hafta sonunda? Sabah sabah?

“İpek’ciğim günaydın. Müsaitsen biraz geleyim…”

“Ne demek Mine Ablacım! Senin için her zaman müsaitim”, dedi kız; çizimleri toplamış, sevimli bir şekilde gülümsüyordu.

“Anlaşılan, haberi yok…” diye düşündü Mine. “Yoksa, böyle gülümseyemezdi.”
Odaya girip, kapıyı kapattı; köşedeki yatağın üzerine oturdu. Şimdi, doğruca İpek’in gözlerinin içine bakıyordu. Yanını işaret ederek, “Buraya gelsene şekerim, seninle biraz konuşmamız gerek; abla kardeş…” dedi.

Onun sesinde, duymaya alışkın olmadığı ciddi ton, kızı ürküttü. Hafif bir çekingenlikle yerinden kalktı; yatağa, yanına oturdu. Sanki, içten içe konuyu hissetmiş gibi başını kaldıramadı.

“İpek’ciğim, yüzüme bakar mısın?” Eliyle, kızın narin çenesini tutup, yüzünü kendisine doğru kaldırdı. “Bana anlatmak istediğin bir şey var mı canım?” diye sordu.

Bu soruyla, kızın kirpikleri çırpındı; gözlerini kaçırdı. “Ne gibi Abla?” Sesi heyecanlıydı. Yüzü, boynundan başlayarak hafifçe kızarmıştı. Mine uzandı, onun küçük elini tuttu.

“İpek, dün akşam olanları biliyorum”, dedi. “Hatta, magazin sitelerinde, sizinle ilgili haberi okuyan herkes biliyor…” Bunları söylerken, hafif bir iç çekmişti. Kızın yüzündeki kan çekilmiş gibi, birden bembeyaz olmuştu. Konuşmaya çalıştı, dudakları titredi; konuşamadı.
“Ben…”
İri gözleri buğulanmıştı; “Ablacım! Nasıl oldu, bilmiyorum inan…” dedi. Akabinde, arada tıkanarak, akşam başından geçenleri anlattı; o arsız adamın rahatsız edici davranışlarından başlayarak…
“Sonra… Ne olduğunu bilmiyorum, bir anda…” devamını getiremedi, gözlerini kaçırdı. Onun bu utangaç hali, Mine’ye bir kahkaha attırdı.

“Bir anda ne? Kendini onun kollarında mı buldun? Ama, zevk sahibisin, ne diyeyim? Abimdir diye söylemiyorum; yakışıklı, hoş, karizmatik, zeki… Daha sayayım mı? Etkilenmeyecek kadın yoktur; ama, senin de bu çembere gireceğini düşünememişim ben! Anlaşılan, öngörü eksikliği yaşıyorum; kendime bir çeki düzen vermem şart!” Kız bunları söylerken bir yandan gülüyordu; sonra bir anda ciddileşti, uzanıp İpek’in ellerini tuttu. “Onu bunu boşver de, sen neler hissediyorsun, onu söyle…” dedi.
İpek, ne diyeceğini bilemez halde kalakalmıştı. Yüzünün rengi tekrar yerine geldi.

“Ben… Ondan korktuğumu sanıyordum; ama, şimdi bilmiyorum…”
Gözlerini kaldırıp, yardım istercesine Mine’ye baktı. “Yanındayken kalbim o kadar çarpıyor ki, sanki ölecek gibi oluyorum! Sonra bakışları…”
Bir an, başka bir aleme dalıp gitti; sonra devam etti. “Bir sıcak basıyor, sanki yakıyor beni, ondan başka hiçbir şey düşünemez oluyorum; sanki dünyada, sadece o ve ben kalıyoruz…” Sözünün burasında kendisine geldi, tekrar kızarmıştı.
“Birisinden hoşlanmak, bu mudur abla?” diye sordu, gözleri çocuk saflığıyla bakıyordu. Onun sözleriyle, Mine de hayallere dalmış; aklına, aynı şeyleri hissettiği Meriç gelmişti. Kendisinden cevap bekleyen İpek’e baktı; mahzun bir şekilde gülümsedi.

“Hayır yavrum, bu hoşlanmak değil. Sen düpedüz aşık olmuşsun!” Bu tespitle, kızın gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Hayır!” diye haykırdı. “Aşık olamam! Aşk çok, çok…” Söyleyeceği kelimeyi bulamaz bir halde kalakalmıştı. Durdu, Mine’ye baktı. “Aşık olamam, değilim! Ablacım, söyle lütfen…” dedi yalvaran bir ses tonuyla. Sanki, Mine’nin aksini söylemesi gerçekleri değiştirecekmiş gibi…

Onun bu hali, Mine’yi güldürdü; şefkatle eline vurdu. “Maalesef yavrucuğum, bal gibi aşıksın! Hem, niye korkuyorsun ki? Gördüğüm kadarıyla bu, karşılıksız bir duygu da değil. Sevgili abim, anlaşılan sana abayı yakmış.” Sonra durdu, dalga geçer tarzda kızı dürtükleyerek, “Daha iyisini mi bulacaksın kızım? Sen, benim abimi beğenmiyor musun? Söyle bakayım…” dedi.

“O nasıl laf öyle abla? Ben kim, o kim!” Kız, mahcup bir şekilde renkten renge giriyordu.

“Ne demek; o kim, ben kim! İkiniz de Akçacızade Ailesindensiniz; artık, bunu aş lütfen! Kendini küçük görmekten vazgeç; yoksa, çok ezilirsin bu oyunda, kazanamazsın.”

Bunları, çok bilmiş bir tavırla söylüyordu, söylemesine de; içinden de, “Kelin ilacı olsa başına sürermiş, kendime bir faydam yok ki, sana olsun”, diye düşünüyordu.

“Ben, böyle şeyleri pek bilmiyorum; onun ne hissettiğini, neden öyle davrandığını da… Kafam çok karışık”, dedi İpek.

“Valla, kafanı çabucak toplasan iyi olur! Bu olay, böyle kalmaz”, dedi Mine, sonra sıkıntıyla ilave etti. “Bunun daha Cahide Sultanı var, Ekrem Amcam var; var oğlu var… İşin çok zor İpek’ciğim; ama ben, her zaman yanındayım, bunu bil yavrum”. Elini uzatmış, bu sözlerle sararan kıza güç vermeye çalışıyordu.

Mine’nin tahminleri isabetli çıkmıştı. Daha öğlen olmadan, Avukatı, aynı zamanda uzun süredir arkadaşı olan Mahir Bey, Ekrem Akçacızade’yi telefonla aradı.

“Ekrem’ciğim, hani bana tevdi ettiğin bir iş vardı ya… Evet, şu miras sözleşmesi… Dostum, hayırlı olsun, sözleşmeye gerek kalmamış galiba?” dedi.
Yaşlı adam, bu laflara şaşırmış bir şekilde, “Ne hayırlı olsunu! Neden gerek kalmamış? Ne söylüyorsun sen Mahir?” dedi.

“Anlaşılan, haberleri görmemişsin Ekrem… Magazin haberlerinde, Levent’le İpek’in fotoğrafları çıkmış; çok samimi fotoğraflar! Nasıl anlatayım dostum, görmen lazım… Evlenecekler diye haber yapmışlar.”
Avukat, bir şeyden haberi olmayan yaşlı adama, sabırlı bir şekilde açıklama yapmıştı. “Artık, senin zorlamana bile gerek kalmayabilir… Vallahi, öngörüne hayranım azizim!”

Telefonu kapattığında Ekrem Bey şaşkındı. Sonra masanın üzerindeki tableti aldı; titreyen ellerle gözlüklerini takarak, bahsedilen haberleri aramaya başladı. Ekrana gelen fotoğraflara, bir an sararak baktı.

“Levent! İpek!” dedi, şaşkın ve inanamaz bir sesle. Elindeki tableti öfkeyle masaya attı; gözlüklerini çıkarıp, pencereye doğru ilerledi. İçinde, harlanarak yükselen kızgınlığı yatıştırmaya çalıştı; bir süre düşündükten sonra içinden, “Her işte bir hayır vardır. Belki böylesi daha iyi oldu, işimi kolaylaştırır”, dedi.

Tasvip etmese de, yaşanılan bu talihsiz durum, kesinlikle planları için inanılmaz bir kolaylık sağlıyordu. Artık, yeğeninin itiraz etme ihtimali, yok denecek kadar azdı.
“Kabul etmesin de göreyim onu!” diye geçirdi aklından; alttan alta öfkesi kaynıyordu. Durdu, eline aldığı telefondan Levent’i aradı; birkaç çalıştan sonra açıldı.

“Alo, Levent, neredesin oğlum?” derken sesi sertti.

“Etiler’deyim amca, hayırdır?”
Genelde, duygularını dışarıyı vermeyen genç adamın sesinde; bu sefer, merakla karışık hafif bir endişe vardı sanki.

“Hayır diyelim hayır olsun… Hemen buraya geliyorsun oğlum, seninle konuşmamız gerekiyor!”

Amcasının sesinin sertliğinden, genç adam durumun ciddiyetini anladı. Garip bir önseziyle, konunun önceki akşamla ilgili olduğunu hissetmişti.

“Hemen geliyorum amca!” Telefonu kapatırken, yüzü alt üst olmuş bir haldeydi.
“Allah kahretsin!” diyerek söylendi. Eğer amcası durumu öğrendiyse, ne söyleyeceğini, nasıl toparlayabileceğini düşündü. Hangi yönü denediyse, çıkış kapalı görünüyordu. Ellerini, sıkıntıyla saçlarının arasından geçirip, yüzünü sıvazladı.

“Ne yaptın oğlum sen! Ne yaptın! Yediğin halta bak, dünyada başka kadın mı kalmamıştı!”

Bunu söylediği esnada, kızın buğulu lacivert gözleri düştü aklına, sonra inanılmaz lezzetteki dudakları, sıcak, tatlı nefesi… Gerçekten de, genç adamı her yönden zorluyordu bu insan dişisi! Daha dikkatli olmalıydı; aksi halde kendisini kaybedip, bir daha bulamaması an meselesiydi.

Amcasıyla telefon görüşmesinden sonra, tableti açıp, magazin haberlerine bakmıştı. Fotoğrafları görünce, başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Demir’in söylediği gibi, fotoğraflar internet haber sitelerindeydi. Son model, spor arabasına atlayıp, köşke doğru yola çıktı.

“Lanet olsun!” dedi hırsla. “Sana da güzelliğine de!”

…..

Makale Kategori
İpek Böceği

Comments are closed.