*-*
Kas 9, 2017
123 Okunma
Ünlü Akçacızadeler (Bölüm 3) için yorumlar kapalı
0 0

Ünlü Akçacızadeler (Bölüm 3)

Yazar :


Suat, zengin ve köklü Akçacızadelerin bir üyesi olup, aile hem sanayi hem finans alanında faaliyet gösteren bir holdinge sahipti. Rivayet odur ki; işe, köylerde dokuttuğu kilim ve halılarla başlayan dede Remzi Akçacızade, ticaretteki zekasını kullanarak işini büyütmüş, kurduğu dokuma tesisleriyle Muğla ve Aydın yöresinde hatırı sayılır bir işadamı olmuştu. Ama, kurulan tesislerdeki verimliliği arttıran ve Akçacızade Holdingin temellerini atan, Remzi Beyin büyük oğlu Ekrem’di.

Babasının teşvikiyle Ekrem, yurt dışında makine mühendisliği, kardeşi Ender de ekonomi eğitimi görmüştü. Ekrem; atak, gözü kara ve ileriye dönük, yenilikçi projeksiyonları olan bir mühendisti. Avrupa’da gördüğü eğitim sırasında birçok ülkeye seyahati olmuş, ilgilendiği sanayi kuruluşlarını tek tek gezerek, aile tesislerinde yapacağı revizyonlarla ilgili bir eylem planı oluşturmuştu. Kardeşi Ender Akçacızade daha nazlı büyümüştü; yumuşak huylu, kavgadan, gerilimden hoşlanmayan ve zeki olmakla birlikte bunu ortaya koyup böbürlenmeyi sevmeyen bir karaktere sahipti.
Remzi Bey, yerini iki oğluna bırakmış; ikisinin, işleri başarılı bir şekilde yürütmesini gururla izlemişti. Holdingin büyüyüp devasa bir yapıya sahip olmasında; kuşkusuz Ekrem Akçacızade’nin rolü çok büyüktü. Kardeşi Ender de, bunu görüp takdir eder ve yapmış olduğu işlerde abisinin bilgisine mutlaka başvururdu.

Remzi Akçacızade; iki oğluna gelin adayı olarak, aynı zamanda yıllardır görüştükleri, Muğla’nın tanınmış ve köklü iki ailesinin kızlarını uygun görmüştü. İki kardeş babalarının isteğini kırmamış, onun tavsiye ettiği gelin adayları ile evlenmişlerdi. Ekrem, eşi Melek’le iyi anlaşmasına rağmen, Ender ve eşi Cahide için aynı şey söz konusu olamamıştı.
Suat, Akçacızadelerin ilk torunuydu; annesinin bir tanesi, babasının gururu olmuştu. Remzi Bey, Suat’ın doğumuyla işlerden biraz daha kopmuş, günlerini torunuyla geçirmeye başlamıştı. Eşinin uzun süren hastalığı ve vefatından sonra yaşlı adama torun sevgisi merhem gibi gelmişti. Suat’tan beş yıl sonra doğan Zeynep, ailenin mutluluğunu ikiye katlamıştı.

Ancak, işler Ender ile Cahide cephesinde pek yolunda gitmemişti… Cahide, eşiyle kavga edip, sık sık baba evine gider olmuştu. Remzi Bey; bu git gellere son noktayı koymuş, Cahide’den bir karar vermesi istenmişti. Sonraki gidişi geri dönmemek üzere olacaktı! Bu rest, hırçın kadın için bir dönüm noktası olmuştu adeta; koca evine geri gelmiş, tartışmalar azalmıştı. Bu süreçte ilk çocukları dünyaya gelmişti; Levent. Oğlunun doğumuyla birlikte sanki, Cahide’nin kalan hırçınlığı da törpülenmişti. Üç sene sonra Mine’nin aileyi katılması, karı kocayı birbirine biraz daha yakınlaştırmıştı.

Remzi Bey, eşinden yıllar sonra sessiz sedasız ahirete göçtüğünde, holdingin yüzde elli bir çoğunluk hissesini büyük oğluna bırakmıştı. Belki, başkalarında problem yaratacak bu durum, iki kardeş arasında mesele yapılmamış, işler her zamanki gibi yürümeye devam etmişti. Cahide, kapalı kapılar ardında söylenip durmuş, ancak bir süre sonra bundan vazgeçmişti. İki kardeşin eşleri de, karakter olarak birbirinin zıttı gibiydi. Melek ne kadar yumuşak huylu ve kendi halinde bir kadınsa, Cahide de o kadar hırçın, idare edilmesi zor bir yapıdaydı.

Ekrem Akçacızade, iki çocuğunu da çok sevmesine rağmen, oğlunu holdingin gelecekteki yönetici adayı olarak gördüğü için eğitimiyle ayrıca meşgul oluyordu. Küçük oğlanı, kendisi gibi mühendis olması için yönlendiriyordu. Suat, mizaç olarak babasından çok amcası Ender’e benziyordu. Kimseyi kırmayı sevmeyen bir yapısı vardı. Nitekim; babasını kıramadı, yurt dışına giderek mühendislik okudu. Onun kadar başarılı olamasa da eğitimini tamamladı. Asıl ilgilendiği alanlar çok farklı olmasına rağmen, otoriter adamın öfkesini üzerine çekmemek için bunu hiç dile getirmedi. Melek, tüm bunların farkındaydı farkında olmasına ama, o da kocasını kızdırmaktan çekiniyordu. Ekrem Akçacızade’nin ailesinde, evin erkeği ne derse, o olurdu! Bu, birinci kuraldı.

Ekrem Bey, Üniversite eğitimi sonrasında, Suat’ı fabrikalardan birisinde işe başlattı, onun kendisi gibi çekirdekten yetişmesini istiyordu. Maalesef oğlunun, beklediği kadar müthiş bir performansı yoktu. Bu durum, adamda biraz hayal kırıklığı yarattı. Yine de Suat, kapasitesinin tamamını kullanmamasına rağmen, işleri kavramış, iki yıl gibi kısa sürede fabrikanın idaresini ele almıştı.
Bu sırada, Aydın’daki örme tesislerinde bir takım sorunlar ortaya çıktı. Ekrem Bey, oğlunu tesislerdeki sorunların çözümüne yardımcı olmak üzere Aydın’a gönderdi. Tesis müdürü Halil Bey, yaşını başını almış, tecrübeli bir yönetici olmakla birlikte, halen eski usullerde direten bir insandı. Buna rağmen, Suat’la iyi anlaştılar. Kimi zaman konuşarak, kimi zaman tartışarak orta yolu buldular.
Sorunlar halledilse de, genç adam Aydın’da kalmaya devam ediyordu. Babası, “artık dön, burada sana ihtiyaç var” demesine rağmen, kalmak için sürekli bahaneler yaratıyordu. Suat’ın, Aydın’da kalmaya devam etmesinin tek sebebi, Halil Bey’in asistanı Aynur’du; onu, görür görmez vurulmuştu. Haksız da sayılmazdı… Genç kızın bir düzine hayranı vardı; neredeyse, görenin gözlerini alamadığı bir güzellikti. Yurt dışında okumuş, Avrupa’yı defalarca gezmiş olan Suat, Aynur’u gördükten sonra başka bir şey düşünemez olmuştu. Genç kız hakkında tüm bilgiyi Halil Bey’den almıştı. Kızcağız, altı aylık bir bebekken hastane bahçesine bırakılmıştı. Zayıf bünyeli ve sürekli hasta olan çocuğu kimse evlat edinmek istemediğinden, on sekiz yaşına kadar devlet gözetiminde yurtlarda kalmıştı.

Aynur, yoksunluklar ve acılar içinde geçen çocukluğundan kimseye bahsetmeyecek kadar çok gururlu bir insandı. Son kaldığı yurt müdürü Nesrin Hanım, onu çocuğu gibi sevmişti. Yurttan ayrıldıktan sonra mağdur olmaması için lise mezunu kızı, iş için aile ahbabı Halil Bey’e tavsiye ederek kefil olmuştu. Halil Bey de aile dostunu kırmayarak, açık olan asistan kadrosuna Aynur’u almıştı. Çalışma hayatındaki ilk tecrübesi olmasına rağmen işleri çabuk kavramış, pratik zekasıyla kısa sürede Halil Bey’in takdirini kazanmıştı.

Suat, fabrika müdürünün anlattıklarından ve bir baba gibi genç kızı sahiplenmesinden, Aynur’un gönül eğlendirebileceği tiplerden olmadığını anlamıştı. Halil Bey’in yanına her gidişinde, genç kızın kızaran yüzünü ve titreyen sesini duyan genç adam, onun da kendisine karşı boş olmadığını anlamıştı. Ancak, bir türlü ilk adımı atamıyordu. İlk adımı atması demek, bu yönde ciddi bir karar alması demekti. Günlerce düşündü; babasının diyeceklerini, tavrını, geleceğini… Sonra, genç kızın pembeleşen güzel yüzü ve menekşe gözleri düştü aklına, kalbi kulaklarında attı bir an, kararını vermişti!

Ertesi gün, kararlı bir şekilde gitti Aynur’un yanına; konuşmak istediğini söyleyerek, genç kızı bir kafeye götürdü. Aynur için, büyük patronun oğlunun evlilik teklifi bir şoktu, günlerce direndi. “Filmlerde olur ancak, birbirimize denk değiliz, yürütemeyiz” demesine rağmen, sonunda ikna olan kendisiydi. Evlendiklerinde; Aynur henüz yirmi, Suat ise yirmi beş yaşındaydı. Genç adam, babasına ilk defa rest çekiyordu. Umudu; ileride, onun yumuşayıp kendisini affetmesiydi. Ancak, yanılmıştı; ne unutmuş, ne de affetmişti yaşlı adam…

Suat’ın ölümüyle sarsılan Ekrem Bey, bir süre evden ayrılarak, kimseyle görüşmemiş, eve döndüğünde daha katı bir adam olup çıkmıştı. Melek Hanım kederini içine atarak günden güne çökmüş, kocasıyla arasına sanki dağlar girmişti. Tek tesellisi, Zeynep ve torunu Bilge’ydi. Ancak, Zeynep evlenip, İzmir’e yerleştiği için onlarla da fazla görüşemiyordu.
Ekrem Akçacızade için ikinci yıkım, eşi Melek ve kardeşi Ender’i, geçirdikleri trafik kazasında kaybetmesi oldu. İki kardeş, eşleriyle katıldıkları bir akşam yemeğinden dönüyorlardı. Her şey yolundaydı; ta ki alkollü bir sürücünün gelip kader rotasını değiştirmesine kadar… Melek ve Ender Akçacızade, kaza anında hayatlarını kaybetmişler, Ekrem Bey günlerce yoğun bakımda kalmıştı; en hafif atlatan Cahide Hanımdı. Ekrem Bey için daha da acısı, karısının ve kardeşinin cenaze törenlerine katılamamaktı.
Tüm bu talihsizlikler yaşanırken, Levent her şeyi kontrol altına almayı başarmıştı. Hastaneyle ayrı, holding işleriyle ayrı ilgilenmişti. Suat’ın gidişinden sonra yeğeni, Ekrem Bey’in gözbebeği olmuş; onu, Suat’ın yerine koymuştu. Levent’in; zeki, atak ve gözü pek olmasını kendisine çok benzetiyor, onunla ilgilenmekten büyük keyif alıyordu. Genç adam, amcasının izinden giderek yurt dışında mühendislik eğitimi almış, aynı zamanda ekonomi okuyarak çift anadal yapmıştı. Okulunu dereceyle bitirerek İstanbul’a döndüğünde, Cahide Hanım’ın etrafa böbürleneceği ayrı bir konu haline gelmişti.
İşte, bu elim kaza gerçekleştiğinde, Levent Akçacızade yaklaşık yedi yıldır holdingte çalışıyordu; amcasının neredeyse jokeri gibiydi. Yaşlı adamın verdiği her işin altından hakkıyla kalkmış, yenilikçi fikirleriyle takdirini kazanmıştı. Ekrem Beyi, sadece dokuma alanında kalmayıp, zeytinyağı başta olmak üzere başka sektörlere girmeye ikna eden de O’ydu. Ayrıca, Holdingin finans şirketlerinde uzmanlaşmaya gidilmesinde de onun etkisi büyüktü. Babası ve yengesinin kaybı genç adamı da derinden etkilemiş, daha kontrollü ve sert bir insan haline gelmişti.

Bu dönemde, Ekrem Beyin yoğun bakımdan çıkması, aileyi sevindiren tek olaydı. Yaşlı adam, hayati tehlikeyi atlatmıştı atlatmasına ama, belinden aşağısı felçli kalmıştı. Uzun süren tedavilerden sonra, hayatını tekerlekli sandalyede idame ettirecek düzeye gelebilmişti.

Ekrem Beyin de olur vermesiyle, yıllarca yuva bildikleri, anılarla dolu evlerinden ayrılıp, İstinye’de satın aldıkları köşke yerleştiler. Levent, amcasının iyileşme sürecini hızlandıracağını düşünerek böyle bir karar almıştı.
Akçacızade ailesinin bu zor döneminde, kaptan olarak genç adam iyi bir idareci olmuştu. Ekrem Bey, yeğenine olan güveninin boş olmadığını biliyordu; böylece, holdingin tüm yönetimini Levent’e bıraktı.
Genç adam, amcasının hisselerine de vekaleten holdingin yönetimine geçtiğinde otuz yaşında bile değildi. Ancak, çalışanlarda tesis ettiği güven ve saygı hissi, yıllarca çalışan yöneticilerden daha fazlaydı. Daha ilk günden çalışanları toplayarak yaptığı konuşma, Akçacızade Holdingin geleceğinin parlak, yeni başkanının ise öncekilerden de sert ve otoriter olduğunu, hataların affedilme ihtimalinin azaldığını gösteriyordu. 4
Tüm ailenin ve holdingin sorumluluğunu omuzlarına alan Levent Akçacızade, otokontrolü yüksek, hatalara tahammülü olmayan bir insandı. Kısacası; Akçacızadelerin veliahtı, tam da Ekrem Bey’in idealindeki evlat olmuştu; aile güvenilir ellerdeydi…

Makale Kategori
İpek Böceği
http://www.mirayelkenci.com

Aşka aşık olanlar, imkansızı sevenler sayfama hoş geldiniz. Yeşilçam tadında hikayeler, günümüz versiyonuyla nasıl olur diyorsanız, buyurun okumaya... 💃

Comments are closed.